Anılarda Atatürk

Ana sayfa » 2011 » Şubat » 04 » Anılarda Atatürk
11:41 PM

ANKARA'YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?

  Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile köşkünün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski köşkün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Atatürk bize: "Ankarayı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu. Tabii herkes müspet cevap verdi. Arkasından: "Neden?" suali gelince, kimi staratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz "kayalık güzeldir" gibi bir estetik nazariye de ortaya attı. Atatürk : "Şimdi dalkavukluğu bırakın." diye münakaşayı kapattı. "Ankara'nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha göstermek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak." dedi.

                                                                             (Em.Tümg. Muzaffer Erendil, Anekdotlarla Atatürk)

____________________________________________________________________________________________________________

                                     CUMHURİYET

   Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi, iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kağıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle: "Beni tanıdın mı oğul? Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var; Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz O'nu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış. Ne olur bir kere de siz söyleseniz." dedi. Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle: "Oğlunu almadılar mı?" dedi."Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş. Çok iyi yapmışlar. İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak..." Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu ki Atatürk adeta coşku dolu bir sesle: "İşte Cumhuriyet'ten beklediğimiz netice" diyordu.
                                                                                                                                      ( Hulusi Köymen )__________________________________________________________________ ________________________________________________

                                  EN BÜYÜK ESERİNİZ HANGİSİ?

   Bir gün Atatürk'ün yaptığı işlerden bahis açılmıştı. Bir arkadaş: "En büyük eseriniz hangisidir?" diye sordu. Atatürk : "Benim yaptığım işler birbirlerine bağlı ve birbirleri kadar lüzumlu şeylerdir. Siz bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsediniz." diye cevap verdi. 
                                                                                                                                         ( Falih Rıfkı Atay )

__________________________________________________________________________________________________________________

                                  MUSTAFA KEMALCE BİR YANIT

   İstanbul'un işgal günleri; başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanı Pera Palas salonunun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruştururar. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal,Birinci Dünya Savaşı'nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri'nden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.
   Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazik hem kesindir:     
   - Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.

                                                                                                                                       (Olaylar ve Atatürk)

__________________________________________________________________________________________________________________

                                     İKİMİZ DE "GAZİ'YİZ

   Atatürk bir tarihte Eskişehir'i ziyaretinde, yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu.Salih Bozok'a: "Bu çınarları hatırlıyorum. Zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü." Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu. 
    Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince "Gazi" pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
               - Adın ne?...
               - Yusuf!...
               - Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...
               - Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!...
               - Maiyetimde mi...
               - Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık. 
   Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. "Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!..." deyince, eski asker el buğuladı:
               - Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!...
               - Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!... 
   Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfunu göstererek, ilave etti:
               - Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...
               - Şerefte daim ol paşam!... 
   Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:
               - Allahaısmarladık, silah arkadaşım!... 
                                                                                                     (Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları)

__________________________________________________________________________________________________________________

                                      BÜYÜK ADAM ÖLÜNCE

   Sene 1938, 10 Kasım... 
   İstanbul Üniversitesi'nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesi'nde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar verememiş. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelmiş. Kalkıp, yanına gitmiş. Aralarında şu konuşma geçmiş:
               - Efendim, mütereddidim. Acaba ne yapsam?
               - Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın. 
   İşte o zaman alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:
               - Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki...  
                                                                             (Hilmi Yücebaş, Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları, Hatıraları)

Kaynak: www.add.org.tr


Kac kisi bakti: 731 | Yazar: lsvenom | Degenlendirme: 0.0/0
Ankara
ANKARA